2 results listed
Medya ve iletişim alanında çalışan araştırmacılar, medyayı genellikle geleneksel ve
yeni olmak üzere ikiye ayırarak incelemeyi tercih ederler. Geleneksel medyada
bireyler sadece pasif birer alıcı ya da tüketici durumundadır; dolayısıyla içerik
üzerinde yorum ve değişiklik yapamaz. Yeni medyada ise, monolog değil, diyalog ya
da iletim değil, iletişim söz konusudur. Yeni medyanın türevlerinden olan sosyal
medya için de, aynı durum geçerlidir. Sosyal medya da izleyicisini, okuyucusunu ya
da dinleyicisini sadece pasif bir alıcı olarak konumlandırmak yerine aktif bir içerik
üreticisi olarak değerlendirir. Sosyal medyayla birlikte, hızı ve kapsama alanı
geleneksel medyanın önüne geçen; düzeyi ve etkinliği sözlü iletişimdeki kadar olmasa
da, bilginin istenildiği anda seçilebildiği, adreslenebildiği, paylaşılabildiği ve geri
bildiriminin anında yapılabildiği bir “sanal” etkileşim çerçevesi ortaya çıkmıştır.
Sosyal medyanın bu etkileşimsel niteliği, bir taraftan imkan olarak görülmesine, diğer
taraftan ise çeşitli etik sorunları beraberinde getirmesine yol açmıştır. Bu çalışmada,
sosyal medyanın beraberinde getirdiği söz konusu etik sorunlara ve ortaya çıkışına
katkıda bulunduğu ‘yeni insan tipi’ne ilişkin bazı tespit ve önerilerde
bulunulmaktadır.
International Congress of Human and Social Sciences Research
İTOBİAD
İhsan ÇAPCIOĞLU
Yaşlılık, bireylerin hayata bakışının, fiziksel ve psikolojik ihtiyaçlarının
farklılaştığı kendine özgü nitelikler taşıyan bir dönemdir. Bu dönemde bazı
sınırlamalar olsa da, yaşlanma; hakları, sorumlulukları, beklentileri ve
etkileşimleri kapsayan karmaşık ve dinamik toplumsal rollerle örüntülenmiş
bir süreçtir. Esasen bireyin hayatı boyunca karşılaştığı her yeni durum
anlamlandırma sürecinin aktifliğini zorunlu kılar. Böylece o, bir yandan
hayatın kendisine sunduğu fırsatları değerlendirerek, diğer yandan ise
güçlükler karşısında çözümler üreterek anlamlandırma sürecini işlevsel
kılabilir. Bu süreçte bireyi psiko-sosyal açıdan destekleyip güçlendiren
alanlardan biri de dindir. Din olgusu, özellikle yaşlılık döneminde işlevselliği
artan alanların başında gelir. Çünkü o, çeşitli boyutlarıyla yaşlanmayı
kabullenmeyi kolaylaştıran bir dünya görüşü temin eder. Bu nedenle yaşlılık
döneminde sosyal aktivitelerin gerilediği, ancak dini inanç ve ritüellere
yönelimin arttığı görülmektedir. Bu artış, fiziksel yeterliliğe bağlı olarak ileri
yaşlara kadar sürmektedir. Zira din ya da maneviyat olgusu, hastalıklarla,
arkadaşlarını ya da aile bireylerini kaybetmeyle ve ekonomik güçlüklerle
karşılaşan yaşlılar açısından anlamlandırıcı/telafi edici işlevler yerine
getirmektedir. Dünya’da yaşlı dindarlığı konusundaki literatür, Hristiyan
kültürü merkezlidir ve bu literatürde genellikle kilise katılım oranları ile
yaşlıların dindarlık düzeyleri arasındaki ilişkiler incelenmektedir. Türkiye’de
ise yaşlılığın dini, manevi boyutlarına ve ilişkili değişkenlere bağlı olarak
yapılan sosyal bilimsel araştırmalara ilginin arttığı anlaşılmaktadır. Bu
araştırmalarda yaşlılık dönemi dindarlığında belirleyici bir değişken olarak
alınan yaşa bağlı olarak dindarlığın ya da dine bağlılık düzeyinin yükseldiği
görülmektedir. Yaşlıların, orta yaş grubundakilere ve gençlere göre dinin
inanç, ibadet, bilgi, duygu ve tecrübe boyutlarında daha yüksek katılım
sergiledikleri bulgulanmaktadır. Ayrıca yaşlanmayla birlikte bireylerin
yaşam doyumu, mutluluk ve hayattan zevk alma düzeyleri azalırken;
dindarlık, ölüm kaygısı ve maneviyat arayışı düzeylerinde artış
görülmektedir. Bu çalışmada –ülkemiz nüfusunun da yaşlanmakta olduğu
gerçeği dikkate alınarak- yaşlılık dönemindeki dini yönelimler çeşitli
boyutlarıyla incelenecektir
International Congress of Human and Social Sciences Research
İTOBİAD
İhsan ÇAPCIOĞLU
Ahmed Hamza ALPAY